bitki çayları için

12 Mart 2020, Çankırı.


Dünden beri hiçbir şey yapmak istemiyorum. Sinirliyim. Hiçbir şeye. Dolunaydan ya da başka bir şey, ne önemi var. Ders çalışmak istemiyorum. Uyuyorum ve uyumak istiyorum. Fesleğen tohumlarım filizlenmiyor. Netlerim tuhaftır ki durmadan düşüyor. Her şey bir damlalık hevesimi yok ediyor. Neval dört gündür raporlu evde. Dip dibeyiz, hasta mıyım değil miyim bilmiyorum. Günler peş peşe yuvarlanıyor uzuyor. Geceleri acayip rüyalar görüyorum. Arkadaşlarımı görüyorum neler oluyor hiç anlamıyorum. Vehbi'yle yeni nesil çizgi filmler seyrediyorum. Aslında hiçbir şey kötü değil ama ben memnuniyetsizim. Ve fesleğen tohumlarım filizlenmiyor. Neyi yanlış yaptığımı anlamıyorum, camın önüne koymamam mı lazımdı acaba? Bilmiyorum. 

Dün hava almak için dışarı çıkmak istedim. Hava almak ve baharın ne kadarının yüklendiğini kontrol etmek. Neval ve babamla çıktık. Sağlık ocağına Neval için bir iki günlük daha rapor almaya gittik. (Böyle bir hava almak görülmemiştir.) Dışarı çıktığımızda hemen eve dönmek istedim. En azından dönüş yolumuzu gözlem ağacının önünden geçecek şekilde ayarladık. Gözlem ağacı köprünün hemen başında, ya da hemen sonunda nereden baktığına göre değişir, küçük bir badem ağacı. En azından Neval'le babam ona bu ismi verdiğinde küçükmüş sanırım, şimdi de pek büyük olduğu söylenemez. Bu ağaç yeni mevsimi en çabuk sahiplenen ağaçlardan biri olduğu için mevsimleri onun üzerinden takip ediyorlarmış. Adı da sanırım bu yüzden gözlem ağacı. Neyse işte yanından geçtik, dalları hep tomurcuk tomurcuk olmuş. Ha patladı ha patlayacak. Bir iki güne kalmaz ilk patlaklarını verir diye düşünüyorum. Hatta belki bugün vermiştir ama dışarıya çıkacağımı sanmıyorum bugün. Canım istemiyor hiç. Artık ne zaman çıkarsam o zaman gidip kontrol edebilirim. 


(on bir mart iki bin yirmi, gözlem ağacı)



13 Mart 2020, Çankırı.


Bugün dünküne göre çok daha iyi bir ruh halindeyim. Şükür ki. Az önce babamla dışarı çıktık, Vehbi için okuldan alınması istenen bir kitabı almak için. Kitap bitmiş alamadık. Sonra da yapacak ya da gidecek bir yer bulamadığımız için gerisin geri eve döndük. Gözlem ağacından yalap şalap bir fotoğraf daha çektim. Ne yalan söyleyeyim çok daha iyi dal fotoğraflarım oldu. Ama bu da hiç yoktan iyidir. 


(on üç mart iki bin yirmi, gözlem ağacı)

Bugün bir denemem vardı. Gitmedim. Bir süre deneme çözmemeye karar verdim. Uzun bir süre değil belki ama bir süre deneme çözmeyeceğim. 

Bu arada okulu tatil olan tüm ilkokul, ortaokul ve liseli kardeşlerime dolu dolu bir tatil dilerim. Hastalanmayın, dikkat edin. 



16 Mart 2020, Çankırı.


Herkes evde. Kendi çapında çalışmalar peşinde. Babam diyor ki bu izolasyon sürecini en rahat biz ikimiz atlatacakmışız. Heheheh bence de. 

Üzerinde çalıştığım bir manzara resmi vardı. Tabi pek hoş olmadı. Anca kitaplığın üstü gibi yüksek bir yere koyup biraz uzaktan bakınca eh işteydi. Referans aldığım görsele bakmadan devam etmemi söyledi. Ama ben kötü başlanmış bir resmi nasıl iyi devam ettireceğimi bilemediğimden en baştan başladım. Aynı tuvalin üstüne boya atıp kafadan bir şeylere giriştim. Lavantalar, papatyalar, az önce isminin zinya olduğunu öğrendiğim çiçekler ve adının olup olmadığını bilmediğim bir tür ot. Çok daha özgür çalıştığım için daha zevkliydi. Ama vazo kısmı bayağı fiyaskoydu. Babam bir iki gün ara vermemin iyi olacağını söyledi (Neval'i örnek verdi, o hâlâ kozmos çiçekleri'yle akran olan tuvaldeki resme devam ediyor, büyük aralıklarla) ama bir resme başlayınca ya tek oturuşta ya da o gün içinde bitirme zorunluluğu hissediyorum ve bitmeden rahat edemiyorum. Sanki her konuda çok iş bitirici biriymişim gibi. Boya kuruyunca vazoyu tekrar yaptım. Mükemmel mi hayır, memnun kaldım mı evet. 




Bu arada fesleğen tohumlarım hâlâ filizlenmedi. Toprağı kurudu diye her gün suluyordum. Tohumlar çürümüş olabilirmiş. Umarım çürümemişlerdir. Umarım filizlenirler artık. Doğrusu pek umutlu değilim ama hepten vazgeçemiyorum da. Neyse duragosun bakam. (Olmayan Dodurga ağzımı kullanmayı severim.) 

Geçenlerde Roland Barthes'in Yas Günlüğü'nü ve Hüdayi Can'ın Evinde Misafir'ini bitirdim. Roland Barthes anneciğinin ölümüyle başladığı ve iki yıl kadar yazmaya devam ettiği günlüğünde ölen en yakınının sonsuza kadar yok olduğu ve asla tekrar var olmayacağı gerçeği(!)nin altında can çekişiyor. Hassas tabiatlı inançsız bir insanın ölüm kavramıyla başa çıkması imkansız gibi bir şey. Ahiretin içinde olmadığı bir ölüm cidden korkunç olabilir. 
Hüdayi Can'ın bu kitapta yayınladığı şiirler uzun bir zamana yayılmış. Yirmi yıl önce ve bugün yazılmış şiirler var içinde. Bence yazımında bir hayli değişim olmuş yıllar içinde. Ama gözlemleyebilmek çok mümkün değil çünkü tarihleri yok kitapta. Şiirlerin altlarında yazıldıkları tarihin olmasını isterdim şahsen. Umarım bir sonraki şiir kitabında buna dikkat eder. 

Çekersem gözlem ağacının en güncel fotoğrafını burada paylaşmaya çalışırım. İzole olacağız diye baharı kaçıracağız herhalde. Üzücü, bahar yılda bir kez geliyor. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar