mart gider


28 Mart 2020, Çankırı.


Bu sabah kalkarken çok zorlandım. Kahvaltı hazırlama sırası babamdaydı. Okullar tatil olduğu için herkes evde olunca kahvaltıları sekiz ya da sekiz buçukta yapma kararı aldık. Kahvaltı yapmak için sekizde kalkmak pek sorun değil ama hazırlamak için yedide kalkmak biraz zor olduğu için sıraya koyduk. Öğle yemekleri hep anneme kalıyor diye annemi sıradan çıkardık sonra. Vehbi zaten hiç olmamıştı. Neval, babam ve ben arasında dönüyor sıra. Neyse işte, bugün zar zor kalktım. Şimdi de buraya bir şeyler yazıp Remzi'den bir iki ders dinleyeyim diyorum. Son zamanlarda yine derslerden bahsetmeyi bıraktığımın farkındayım. Sınav bir ay sonrasına ertelendi. Dolayısıyla şuan dört ay var gibi görünüyor, herhangi bir değişiklik olmazsa. Diğer alanların konularında aforozlar olmuş. Bizde durumlar stabil sanırım. Aksi absürt olurdu zaten. Bu vurgun da beni es geçti yani. Evden devam etmeler, konu eksilmeleri falan filan. Yalnız bizim açık lise sınavları ta eylüle ertelenmiş, tam tarih belli değil. Bu da o zamana kadar mezun olamayacağım anlamına geliyor sanırım. Ama şu durum yeni kararlar alınmasına oldukça açık, başka yöntemlere de başvurabilirler diye teoriler var. Neyse.

Virginia Woolf'un Bir Yazarın Güncesi'ni okuyorum. Yirmi yedi yıl boyunca yirmi altı defter doldurmuş el yazısıyla. Günlüğe yazdığı son gün ölümünden dört gün önce. Ölümünden sonra eşi Leonard daha özel kısımları çıkararak ve daha çok yazınsal hayatıyla ilgili kısımları seçerek derleyip bastırmış günlüğü. Virginia Woolf'un diğer kitaplarını okumuş olmayı isterdim öncesinde. Ama ne yazık ki daha önceden okuduğum tek kitabı Kendine Ait Bir Oda. Onu da hatırlamıyorum desem yalan olmaz. Henüz yarısına bile gelmedim bu elimdeki kitabın. Ama sevdim. Her şeyden önce ne kadar insan olduğunu yansıtıyor. Tüm günlüklerin ortak özelliği olarak. Yeni bir kurguya girişirken duyduğu o heyecan, yayımlamadan önceki endişeleri, yayımladıktan sonra gelen eleştirilere kararsız yaklaşımları. Başka eserler, yazarlar, şairler ve eleştirmenler hakkındaki yalın fikirleri. İç sıkıntıları, o dönemde kadın yazar olmanın verdiği içten içe ezilmişlik ama bir o kadar da kendi fikirlerine ve eleştirilerine olan sarsılmaz güveni. Diğer eserlerini de okuyup hayatı hakkında daha fazla bilgi sahibi olup tekrar yorumlamak isterim Virginia Woolf'u. 

Geçenlerde, sanırım salı günü, Little Women'i izledik. Aynı isimli kitabın yedinci uyarlama filmi imiş. Dört kız kardeş hakkında bir dönem Amerikan filmi. Farklı tutkulara, hayallere ve kişiliklere sahip dört kız kardeş. Baş rolde yazar olmak isteyen, ünlü bir yazar olmak isteyen, Jo karakteri var. Ressam olmak isteyen Amy, piyanist olmak isteyen Beth ve oyuncu olmak isteyen Meg. Tabi her isteme, istenilen sonuçla sonuçlanacak diye bir kaide yok. Görsel açıdan beni besleyen ve kurgu olarak da etkileyici bir filmdi.

Bir yandan Woolf'un güncesini okurken bir de bu filmi izlemek çok uzun zamandır, çok çok uzun zamandır tatmin edici hiçbir şey yazmadığımı adamakıllı hissetmeme sebep oldu. Hatta gözüme soktu desem yeridir. Sorulsa söyleyeceğim kadar farkındaydım aslında yazmadığımın ama böyle rahatsız etmemişti. İnsan biraz yaşamaya görsün hemen unutuyor kalemi kağıdı. Bu iyi mi kötü mü karar veremiyorum. "Yazıya geçen, yaşantının yalnızca posasıdır." diyerek yazıyı küçümsüyor Kafka. Bana öyle geliyor ki yazıyla ilgilenen pek çokları onu, edebiyatı, yaşantısının daha doğrusu yaşamın üstünde tutuyor ve onu yüceltiyor. Bu belki de yazıyla ilgilenen pek çokların yaşamlarından tatmin olamamalarından, ondan istedikleri birçok şeyi alamamalarından ve yazının sanal gerçekliğinde imkanlarının sınırsızlığından kaynaklanıyordur. Ama Kafka yaşamı yüceltiyor. "Yaşamdan nispeten kolaylıkla pek çok kitap elde edebilirsiniz; oysa kitaplardan pek az, ama pek az yaşam ele geçirilebilir." diyor, sonra da genç arkadaşı Gustav özetliyor, "Yani edebiyat iyi bir konserve aracı değil." (Kafka ile Söyleşiler, Gustav Janouch)

Demem o ki, insan bazen yaşadığında, yaşadığını hissettiğinde, yazıyı terk edebiliyor ve bunu fark etmiyor bile. Bunu fark ettiği anda üzülüyor. Ben üzülüyorum. Ama belki de yaşama karışabilmek daha iyi mi? Yazarları ve şairleri yazıya iten şeyin bu tam olarak hayata karışamama durumu olduğunu düşünüyorum. Ama hâlâ karar veremiyorum hangisini yeğlediğime. Karar verilebilir bir şey olduğunu sanmıyorum. Karar verilebilir bir şey değil.

Neyse, gözlem ağacının en güncel ve belki de son fotoğrafını sizlerle paylaşıp bu yazıyı sonlandıracağım. Önümüzdeki günlerde (günler kelimesi ucu açık bir kelime) dışarı çıkabileceğimi sanmıyorum. Zaten çok yakında çiçeklerini döküp yeşil yaz elbisesini giyer gözlem ağacı. O da aman aman görülesi bir şey değil. Bu arada fesleğen tohumlarım filizlenmedi ve filizlenmez de artık. Ekeli yirmi üç gün olmuş. Bir şeyleri yanlış yaptım ama neyi. Neyse. Hoşça kalın. Daha önemlisi sağlıklı kalın. 



 (yirmi beş mart iki bin yirmi, gözlem ağacı)

 (gözlem ağacı ve bay arı)





Yorumlar

  1. kafka'nın aynı yönüne takılmış olmak beni nasıl feci mutlu etti şuan bilemezsin, kurbişim. kafka'nın bu sözüne hem katılıyorum hemde katılmıyorum. katıldığım tarafı hayatın kesinlikle edebiyata can suyu olduğu gerçeği, katılmadığım yönüyse yazılanların birer posadan ibaret olduğu söylemi. bilmiyorum, ben yazarken yeni dünyalar var ediyormuş gibi hissediyorum. içinde koşturacağım sokaklar dizayn ediyorum. laflayacağım karakterler, zihinlerinde gezeceğim insanlar çiziyorum. bu yönden kafka'ya biraz buruğum. onun aksine yazdıklarımı sindirmektense yazdıklarım tarafından sindirilmeyi tercih ederim ben.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. doğru, yazıyı bu denli küçümsemek fazla gibi. hele sizin gibi yazarların asıl yazarken yaşadığını hissettiğine eminim afel hanım.
      hayatın edebiyata can suyu olmasının yanında edebiyat da hayata can suyu. en basitinden, hangimiz yaşadığı o anda devam ettiği bir kitap olmadığında huzursuzluk çekmiyoruz? yaşamımızda bir eksiklik hissetmiyoruz? var ettiğin bir karakterle içli içli dertleşmenin verdiği yaşıyormuş hissini hangi somut yaşamsal faaliyet veriyor?
      eklemeden geçemeyeceğim, sizi buralarda görmek nasıl büyük bir haz veriyor bana bilemezsiniz. onur duyuyorum.

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar