It's an indigo night, there's a chill
Bugün bir rüya gördüm. Öyle aman aman net bir rüya değildi, hiç öyle olmazlar zaten. Kahvaltıda bizimkilere anlattım, babam hayra yordu. Bayağı beğendi rüyamı, az kaldı rüyamla gurur duyacaktım.
Günler topuklarını popolarına vura vura bayır aşağı koşuyor. Peşlerinden şöyle güzelinden bir söveyim diyorum, dilim varmıyor. Doğru tarafa akıyor çünkü zaman, bu bile güvende hissettiriyor insanı. Hadi ama iki bin yirmi haziranına girdik, hep bu tarafa gittim yetti gari dese zaman, tersine aksa, gıkımızı bile çıkaramayız. Bu yüzden, sınava son (bir saniye, takvime bakayım) yirmi altı gün kala bir blog yazayım dedim. Aslında iki gece önce tam yatarken düştü aklıma yeni blog yazma fikri, sabaha kadar gitmiş. Naparsın, akla düşen fikirler insanın keyfini beklemez, gidiverir sabahına.
Şu yukarıdaki paragrafa baktım da, pöf. Hele şu son cümlelerin bir öncekine bağlanmak için resmen kancayı takmaya çalışması, peh. Şu dandik paragraf sorularında birbirinin sebep sonucuymuş gibi rol kesen alakasız yargılar silsilesi gibi olmuş. Saçmasınız abi, kabul edin, saçma sorularsınız siz. Az kaldı ama hepinizden kurtulacağız, az kaldı. Yirmi altı gün kadar.
Aslında diyecek, anlatacak pek bir şeyim yok. Zaman zaman Tamino'yla melankoli dolu bir havuzda nefes tutma yarışmaları, zaman zaman Bangtan'la motivasyon konuşmaları, haykırmaları (her ne derseniz artık) yaparak yaşayıp gidiyoruz. Bir kaç eşlikçimiz daha var tabii; Billie, Alec Benjamin, Agust D, arada Aurora, şimdi aklıma gelmeyen birkaç eş dost daha falan.
Havalar bir hoş şu aralar. Sabahtan parıl parıl bir gökyüzünde asil asil yağan bir yağmur vardı. Durdu sonra. Sanırım tam şimdi tekrar bir yağmur bastırdı. Serince. Güzel.
Blogu burada bitiriyorum, diyecek pek bir şeyim yok demiştim. Son olarak siz değerli okuyucularıma bir şarkı bırakıyorum Tamino'dan. Bu şarkıyı da kimseye önermem diyordum da, hadi yine iyisiniz, bonkör günümdeyim.
Yağmur durdu pat diye.
Hoşça bakın zatınıza kim zübde-i alemsiniz siz.
Yorumlar
Yorum Gönder